İSLAMİ DİRENİŞ HAYATTIR!!

28/10/2009 - Bir Kadın Gittiğinde..

Kategori: Siir Demeti
BİR KADIN GİTTİĞİNDE........(BEKİR COŞKUN)
Onlar bir gün çekip gittiklerinde, peşlerinde "yetim-öksüz" kalan çok olur.
Mutfaktaki dolap, perdeler, kavanozun içindeki eski düğmeler, özenle saklanmış küçülmüş giysiler, dolap diplerindeki kurdeleler...
Sabah karanlığında mutfaktan gelen tıkırtılar susar,  yetim kalmıştır tabaklar.
Bir kadın gittiğinde hep suyu unutulur saksıların.
Sık sık boynunu büker "sarıkız".
O teki kalmış eski bardağın anlamını bilen olmaz
Değerini kimse anlayamaz  krom hac tasının.
Balkon artık sessizdir
Koridor kimsesiz.
Bir kadın gittiğinde...
Bir kadın gittiğinde ne çok kişi gider aslında;
Bir ağır işçi, bir temizlikçi, bir bakıcı, bir bahçıvan, bir muhasebeci...
Bir anne gider...
Bir dost...
Bir arkadaş...
Bir sevgili...
Ne çok kişi yok olur bir kadın gittiğinde...
Hep böyle olur; bir kadın gittiğinde; övgüler, uyarılar, yakınmalar, dualar  yetim kalır.
Kapı eşiğindeki "Dikkat et..." duyulmaz,
Annesi gitmiştir "geç kalma"nın.
Kadınlar,arkalarında büyük boşluklar bırakarak
giderler.
Bir kadın gittiğinde pek çok kişi gitmiştir aslında
Ve bir kadın gittiğinde pek çok "yetim" bırakmıştır arkasında.
Hayatınızdaki kadını yitirmemeniz dileğiyle...
Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı :: Etiketler :

20/10/2009 - Mecnun Değilsen Sus!

Göğe asılı bıraktığın bu sağnak, nice gönül tarlalarından 'hû' filizlendirdi. Kâinat vecde durdu. Ve... dünya elifle dönüyor, yürekler elife dönüyor. Aşk vesile...

Dünyaya alıştım alışalı, denizi çakıl taşlarından tanıdım. İçimde ney seslerini büyüttüm. Belli ki yine bu ıssız limanda fırtına kopacaktı. Bir muammalı vakitti oysa ki yalnızlıklar.
Aşkın tarifini sordum göçmen kuşlara. Dediler göç... Dediler yanmaktır yaklaştıkça... Onun kaynağından tadan divanedir. Sonra...

Sonra bir şair kesti yolumu... En yüce bir düştür benim aşkım. Görmeye değmez ki küçük düşleri dedi ve ekledi: Mecnun değilsen sus!..

Bense güneşlerin kol gezdiği ufuklar hayâl ederdim alkımlı dünyamda, aşka dair... Düşlerim en kudsî duygularla bezenmişti oysa. Meğer küçük düşlerle avunmuşum...

Muhayyel sevdalar buruyor yüreğimin pencerelerini. Herbiri tül, herbiri hür. Hiç dokunulmamış, hiç yaşanmamış. Hikayelerine hayâl meyal tanıklık ettiğim...

Bu efsane hikayeler sürüldü masama. Bense özgün sözlerin tadına alışıktım. Benim taatım, tahiyyatımdı Rab'le...

Dünyanın perdesini şöyle bir aralayınca, aşka dair birçok şeyin öylesine ortalığa savrulmuş olduğunu hissettim ki; tanınmayacak haldeydi. Kadın olmuştu, para, makam, nefs, hırs, menfaat, sömürü olmuştu. O kutsalı aralarından arındırmak öylesine zordu... Kalan son sevgi sözlerini topladım avucuma.. doldurmuyor bile! Dilden çıkıp, ancak kulağa kadar varabiliyordu; yüreğe değil...

Aşka belki bir adım, belki asırlar vardı ama sevgiyi diri tutmaktı, yaşatabilmekti esas olan. Ucuzcular pazarından kurtulup, sultanlar sofrasına hizmetli olabilmekti... İflah olmaz âşık kisvesini giyebilmekti. Gönülde maya tutup aşka, onu göklere armağan edebilmekti.. uçurtmalara...

Celâl-i Didar'a yâr olabilmekti benim en gerçek düşüm... Sen ezelî ve ebedî, arzsız ve arşsız, cennet ve cehennemsiz, öylesine bir sevdasın ki diyebilmekti... Mevlânaca bir tavır koyabilmekti. Naz makamına ulaşmayı gönül hedefinin tam ortasına yerleştirebilmekti�

Ruhum firdevslere kayarken, dünyanın sahte makyajı bulaşıyor yüreğime. Her renk bir adım daha ulaşılmaz kılıyor seni.
Kalbimde bir dünya kurup, binbirinin yıkılışını venüs bardağında seyretmek gibi bir şey sanırım ulaşılmazlığın...

Ey ulaşılmaz Matlubum!..

Hırçın dalgalar Kahhar ismini vuruyor dünya sahiline, güller Cemal isminle raksa başlıyor bir seher, kuşlar Nur ismini zikrediyor bir şafak kızıllığında...

Bense Vedud coğrafyanda, 'seven' şahsında talibi oynamaktayım. Belki adaylığın adaylığına bile lâyık değilken;

Bende Mecnun'dan füzun âşıklık istidadı var,
Âşık-ı sâdık benim, Mecnun'un ancak adı var... diyebilme cüretkârlığına koşmaktayım...

Belki sadece içimdeki boşlukta çırpınıp durmaktayım...

Ey Rab! Sana ulaşamamak sensizlikte kaybolmak nedir, anlatayım mı?..

Kum fırtınasında, çölde, sağanaklara âşık olmaktır!...

Dünya elifle dönüyor, yürekler elife dönüyor... Aşk...

Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı :: Etiketler :

18/10/2009 -

"Muhabbet gerçek olduğu zaman, seveni sevdiğine bağlar; sevileni sevene çeker."
İbn Mesrûk (rah)

Her ne istiyorsan kendinde ara!
Senin canının içinde bir can var,o canı ara!
Senin dağının içinde bir hazine var,o hazineyi ara!
Eğer yürüyen dervişi arıyorsan;
Onu senden dışarıda değil,
Kendi nefsinde ara!


ALLAH'ı anlamaktan aciz kaldığını hissetmek ve O'nu anlayamadığını anlamak,hakiki idrak ve gerçekten O'nu anlamktr.(Hz.Ebubekir)
 
 
Kalbi en fazla nurlandıran şey,kızdığın kimseye dua etmektir..(Abdulhakim Arvasi)
 
 
Kendine galiba gelen,bütün alemi hükmü altına alır...(Nizami)
 
 
Kadın Hak nurudur.Sevgili değil.Kadın sanki yaratıcıdır.Yaratılmış değil...(Mevlana)
 
 
""Herkes korktuğundan kaçar. Yalnız ALLAH'tan korkan O'na yaklaşır."(Ebü'l–Kasım)

Kalp araç,aşk ise amaçtır.İnsanı sevmek için tanımak gerekir...ALLAH'ı tanımak için ise sevmek gerekir...(su üstüne yazı yazmak kitabından...)

"Tâkâtimin tükenmek makamına savrulduğu an...
belki birkaç nefes daha sabredebilirim bu bekleyişe..."


Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı :: Etiketler :

18/10/2009 - Necip Çöllerinde

Kategori: Siir Demeti
Ya Nebi! Şu halime bak!
    Nasıl ki bağrı yanar, gün kızınca sahranın
    Benim de ruhumu yaktıkça yaktı hicranın!
    Harim-i pakine can atmak istedim durdum
    Gerildi karşıma yıllarca ailem, yurdum
    "Tahammül et" dediler…Hangi bir zamana kadar?
    Ne bitmez olsa tahammül, onun da bir sonu var.
    Gözümde tüttü bu andıkça yandığım toprak
    Önümde durmadı artık, ne hanuman ne ocak
    Yıkıldı hepsi.. Ben aştım diyar-ı Sudan'ı
    Üç ay "Tihame!" deyip çiğnedim beyabanı
    Kemiklerim bile yanmıştı belki sahrada
    Yetişmeyeydin eğer, ya Muhammed, imdada
    Eserdi kumda yüzerken serin serin nefesin
    Akarsular gibi çağlardı her tarafta sesin
    İradem olduğu gündür senin iradene ram
    Bir an için bana yollarda durmak haram
    Bütün heyakili hilkatle hasbihal ettim
    Leyale derdimi döktüm, cibali söylettim
    Yanıp tutuşmadan aylarca yummadım gözümü
    Nucuma sor ki bu kirpikler uyku görmüş mü?
    Azabı hecrine katlandım elli üç senedir
    Sonunda alnıma çarpan bu zalim örtü nedir?
    Beş-altı sineyi hicran içinde inleterek
    Çıkan yüreklere hüsran mı, merhamet mi gerek?
    Demir nikaabını kaldır mezar-ı pakinden!
    Bu hasta ruhumu artık kayırma hakinden!
    Nedir o meşale? Nurun mu? Ya ResulALLAH
Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı :: Etiketler :

17/10/2009 - Allah yolunda Cihadı ihmal etmenin cezaları

Allah yolunda cihadı ihmal etmenin cezaları
Soru: Allah yolunda cihadı terk edenlerin hak ettikleri hususi bir ceza var mıdır?

Cevap: Elhamdülillah!

 

Kuran’ın bir çok ayetinde ve çeşitli hadislerde Allah yolunda Cihada çıkma emri ve Cihadı ihmal edenlere yönelik uyarılar görülür.

 

Eğer Müslümanlar, Allah yolunda Cihadı ihmal eder, kolay bir hayatı tercih eder ve sadece bu dünyaya odaklanırlarsa rezillik ve küçümsenmeyle karşılaşacaklar ve bütün işleri bozulacaktır. Böylece kendi kendilerini Allah’ın gazap ve öfkesine maruz bırakacaklar ve İslam’ın kafirlere karşı yenilgiye uğramasına neden olacaklardır. Dolayısıyla Cihadı ihmal etmek büyük bir günahtır.

 

İbn Hacer (r.h.), el-Zevacir’de diyor ki:

 

“Saldırganlar bir Müslüman toprağına girdikleri zaman veya bir Müslüman’ı esir ettikleri zaman onu düşmanlardan kurtarmak mümkünse bir zorunluluk haline gelen Cihadı ihmal etmek  390. 391. ve 392. büyük günahlardır. İnsanlar Cihadı toptan ihmal ettiğinde ve bir bölgedeki insanlar kendi sınırlarını kuvvetlendirmeyi ihmal ettikleri zaman böylece bunun yüzünden kafirlerin orayı istila etmesi riski vardır.” Alıntının sonu.

 

Bundan dolayı sahabe arasında, farz-ı ayn olduğu zaman (şahsi yükümlülük) zayıflığından dolayı mazur görülenlerden ve münafıklardan başka Cihada katılmaktan geri duran kimsenin olmaması iyi biliniyordu ve yerleşikti. Tebük Seferi’nden geri kalan Ka’b ibn Malik(radiyallahu anh)’ten rivayet edildi ki: “Allah’ın Rasulü’nün (salat ve selam ona olsun) gidişinden sonra kalan insanlara vardığım zaman, münafık olarak bilinen bir adam ve zayıflığından dolayı Allah’ın maruz gördüğü bir adam dışında kimseyi göremediğimden dolayı çok acı çektim.” (Buhari, 4066; Müslim, 4973)

 

Bu kanıt gösteriyor ki, cezaların bazıları bunun sonucudur.

 

Örneğin;

 

Cihadı terk etmek, bu Dünya ve Ahirette kötü bir sona neden olur.
 

Bu dünyada namert korkak küçük düşürülmüştür, köleleştirilmiştir. O hep bir yandaştır, bir lider (öncü) değildir. Öbür dünyada ise Cihadı terk etmek Allah’ın bir cezasına neden olacaktır.

 

Allah-u Teala buyuruyor ki:

 

“Allah yolunda infak edin ve kendi kendinizi yıkıma götürmeyin. İhsan edin, Allah ihsan edenleri sever.” (Bakara 2: 195)

 

El Tirmizi’nin (2972) rivayet ettiğine göre, Eslem Ebu İmran dedi ki:

 

“Bizler Bizans şehrindeydik (yani İstanbul) ve onların büyük bir birliği bizi karşılamaya geldi. Müslümanlardan birisi kendisini Bizans saflarına attı ve onların içine daldı. İnsanlar onu görünce: “Suphanallah! O kendi kendisini tehlikeye attı”" dediler.

 

Bunun üzerine Ebu Eyyub El-Ensari ayağa kalktı ve dedi ki:

 

“Ey insanlar! Siz bu ayeti yanlış anladınız. Elbette bu ayet, biz- Ensar hakkında nazil oldu. Allah İslam’ı üstün kılıp müntesiplerinin sayısını artırdığında, biz- Peygamber(s.a.s.)’e söylemeksizin- birbirimize demiştik ki: “Allah, İslam’ı hakim kıldı ve Müslümanların sayısını çoğalttı. Neden biz malımız-mülkümüzle kalıp onları geliştirmiyoruz?”"

 

Sonra Allah, bizim dediklerimizi çürüten şu ayetleri Kur’an da Rasulü’ne (s.a.v.) vahyetti:

 

“Allah yolunda infak edin ve kendi kendinizi yıkıma götürmeyin. İhsan edin, Allah ihsan edenleri sever.” (Bakara 2: 195)

 

İşte bu “yıkım”, bizim dünyalıklarımızla oyalanıp Cihadı terk etmemizdi. Ebu Eyyub, İstanbul’da gömülünceye kadar hiç durmadan Allah yolunda savaştı. Bu, Şeyh Elbani tarafından El Tirmizi’den ‘Sahih’ olarak nitelendirilmiştir.

 

Tuhfat el-Ehvedi’de deniyor ki:

 

“Bu hadis gösteriyor ki; kendi kendini yıkıma atmak demek, bir kişinin ailesi ve malını cihada tercih etmesidir.”

Cihadı terk etmek, utanç ve küçük düşme sebebidir.
 

Ebu Davud’un (3462)  İbn Ömer’den rivayet ettiğine göre:

 

Allah Rasulü’nün (s.a.v) şöyle dediğini işittim: “Iyne ile alış-verişe dalar, öküzlerin kuyruğuna yapışır, çiftçilikle yetinir ve Cihadı terk ederseniz Allah size öyle bir rezillik verir ki sizler dininize geri dönünceye kadar da bunu üzerinizden kaldırmaz.” El Bani Ebu Davut’tan sahih olduğunu söylemiştir.

 

Peygamberimiz (salat ve selam ona olsun) muhakkak ki doğru söylemiştir. Bugün Müslümanların durumuna göz atan bir kimse, onların din hususunda ne kadar umarsız olduklarını görecektir. Onlar faiz yiyorlar ve yalnız bu dünyayla ilgileniyorlar. Allah yolunda Cihadı ihmal ettiler. Peki bunun sonucu ne oldu? Allah onları küçük düşmeye maruz bıraktı. Düşmanlarına karşı destek istemek için aşağılanmış ve küçük düşürülmüş bir şekilde doğuya-batıya koştular. Hiç fark etmediler ki (?) bu aşağılanma, doğru sözlü Peygamberin (salat ve selam ona olsun) dediği gibi dine dönmedikçe üzerlerinden kaldırılmayacak.

 

Muhakkak ki Allah(c.c.) doğru söylemiştir:

 

“Münafıklara, kendileri için elem verici bir azap müjdele! Onlar müminleri bırakıp da kafirleri veli edindiler. Yoksa izzeti onların yanında mı arıyorlar? Şüphe yok ki; İzzet Allah’a aittir.” (Nisa 4:138,139)

 

Cihadı terk etmek, bu Dünyada ve Ahirette Allah’ın cezasının bir nedenidir
 

Ebu Davut’un ibn Umame’den rivayet ettiğine (2503)  göre Peygamber(s.a.v.) şöyle buyurdu:

 

“Kim savaşmazsa ya da bir savaşçıyı donatmazsa ya da onun yokluğunda bir savaşçının ailesini desteklemezse, Allah ona diriliş gününden önce mutlaka bir felaket (kariah) ulaştıracaktır.” El Bani tarafından Ebu Davut’tan sahih olarak nitelendirmiştir.

 

Burada geçen (kariah), aniden vuku bulan bir felaket anlamına gelmektedir.

 

Allah(c.c.) şöyle buyurmaktadır:

 

“Ey iman edenler! Size ne oldu da; ‘Allah yolunda hep birden savaşa çıkın’ denildiği zaman yerlerinize çakılıp kaldınız? Ahiretten vazgeçip dünya hayatına mı razı oldunuz? Ama dünya hayatının faydası Ahiretin yanında pek azdır. Eğer hep birden savaşa çıkmazsanız, O size acıklı bir azap eder ve yerinize başka bir topluluk getirir. O’na hiçbir şekilde zarar veremezsiniz. Allah her şeye kadirdir.” (Tevbe 8: 38,39)

 

Allah’ın uyardığı azap ve cezalandırma, sadece Ahiretteki azap değil aksine hem bu dünyadaki hem de Ahiretteki azap ve cezalandırmadır. Cihada çıkmayan topluluğun başına gelen utanç verici ceza, kafir düşmanların faydalandığı iyi şeylerden yoksun kalmaktır. Tüm bunlara ek olarak, Cihadı terk edenler, Cihadda kaybedeceklerinden daha fazla can ve mal kaybedeceklerdir. Ve ayrıca onurunu ve saygınlığını yitirmek istemeyenlerden daha fazla kurban vereceklerdir. Cihadı bırakıp da Allah’ın üzerlerine rezillik vermediği hiçbir ümmet yoktur. Nihayetinde bunların kaybı düşmanlara karşı Cihada devam edenlerinkinden daha fazla olmaktadır.

 

Al-Zilaal, 3/1655.

 

Es-Sadi (rahimehullah) diyor ki (sayfa 532):

 

“Ey iman edenler”, Allah’ın emirlerine itaat etme, O’nun rızasını arama ve O’nun dini için savaşma hususunda acele etmenin imanın gereği olduğunu bilmiyor musunuz? “Neyiniz var ki, Allah için Cihada çıkmanız istendiğinde yere çakılıp kaldınız?” cümlesinin manası ise neden böyle tembel ve dünyaya meyillisiniz anlamındadır.

 

“Bu Dünya hayatını Ahirete tercih mi ettiniz?” Sizin durumunuz bu dünyadan memnun olan ve dünyevi amaçlara yoğunlaşan, Ahiret için hiçbir şey yapmayanların halidir. Çünkü onlar ahirete inanmazlar.

 

“Fakat bu dünyanın zevki çok azdır” sizin meyletmenize ve tercih etmenize karşın… Allah size sorunları çözmek ve tercih edilmeye layık olanı görmenizi sağlamak için akıl vermedi mi?

 

Bu dünya-başından sonuna kadar-, Ahiretin yanında hiçbir şey ifade eder mi?

 

Nihai amacı ve ilgisi dünya nimetlerini kazanmak olan, bütün çabalarını kısıtlayarak ve bütün bu kısa hayatını acı ve riskle doldurmaya odaklanan bir adamın ömrünün bu dünyanın ömrüyle kıyaslanması nedir ki?

 

Bir insanın arzu edebileceği her çeşit zevki de içeren ebedi ikamet yeri olan Ahirete nasıl olurda dünya hayatını tercih etmek mümkün olabilir? Bu Dünyayı Ahirete tercih eden her hangi bir kimsenin kalbinde iman kökleşmemiştir ve bilge ve anlayışı bir insan olarak dikkate alınmamalıdır.

 

Sonra Allah (cc) onları şöyle diyerek uyarır:

 

“Eğer savaşa çıkmazsanız sizi büyük bir azapla cezalandırır.” Cihada çıkmamak bu dünyada ve Ahirette en şiddetli cezalara sebep olan büyük bir günahtır. Çünkü o büyük zararlara neden olur. Cihaddan geri kalan biri Allah’ın sözünü dinlememiştir ve menedildiği bir işi yapmıştır. Allah’ın dinine destek ve kitabını&şeriatını korumaya yardım etmemiştir.

 

Müslüman kardeşlerine, onları yok etmek ve dinlerinin kökünü kurutmak isteyen düşmanlarına karşı yardım etmemiştir. Belki imanda zayıf olan diğerleri de onu örnek alacaklar ve belki de O,  Allah düşmanlarına karşı savaşa katılan diğerlerinin cesaretini kırabilecektir.

 

Böylece O, Allah’ın şu şekilde şiddetli bir şekilde cezalandırmakla uyardığı kimselerden olacaktır: “Eğer savaşa çıkmazsanız sizi acı bir azapla cezalandırır.” Allah, kendi dinini desteklemeye ve ne olursa olsun, kendi sözünü yücelteceğine söz verdi. Sen O’nun emirlerine uysan da uymasan da…

 

“… ve Allah, her şeye gücü yetendir (kadirdir)”. O, istediğini yapmaktan aciz değildir ve O’nu kimse yenemez.

 

Allah’tan Müslümanları dinlerine döndürmesini ve onların üzerinden rezilliği kaldırmasını dileriz.

 

Ve doğrusu Allah en iyisini bilir.

Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı :: Etiketler :

<- :: Sonraki Sayfa ->

Hakkımda

BUGÜN DOĞDU.ÖMRÜNÜ BUGÜN BİLİYOR. İLK NEFESİNİ BUGÜN ALDI.SONUNU SONSUZLUĞA HAZIRLAMAYA ÇALIŞIYOR....

Kategoriler

Etiket Bulutu

AY YÜZLÜM Teblig

Arkadaşlarım

mehmet toprak
vaktivisal
Blogcu Yardım
Gül Hanım GüRSOY
sevgipinari01
kalpsevmektenyorulmaz
Özlem Sehnsucht
islamtevhid
Ahmet KATIN
gercekyolislam
kurantevhidsunnet
fransizcatercume